Sen mi ben mi






                              Aşk kokmalı her yer 
Gözleri sürgün  bir sevdaya  yol almalı
Dudakları ve kalbi yalnız sana mühürlenmeli
Gezmeli ruhunun derinliklerinde
Kaybolmalı düşlerinde

Sevmeli  sen diye seni
 sevmelisin  o diye onu

               Ve aşk O olmalı
 Öyle aşk kokmalı ki
Her  kaybolduğunda onda  bulmalısın kendini
Dün diye bir kavram olmamalı hayatta
Yalnızca O  kokmalı bütün çiçekler
o  gibi  bakmalı tüm çocuklar
ona koşar gibi uçmalı kuşlar
O gibi olmalı tüm aşıklar
Olmadık anlarda düşmeli aklına 
Okşamalı ruhunu bir tüy parçasının ayaklarını gıdıkladığı gibi
Sarmalı seni en sevdiğin oyuncağın gibi
Şımarmalı ruhun  o anı yaşarken
Yürüdüğün asfalt seni ona götürmeli 
Dinlediğin her  şarkıda o gelmeli hemen aklına

        Ve aşk sen olmalısın
 Çektiğin sigarada
Aldığın nefeste onu  çekmelisin içine
  O yakmalı ciğerlerini
Bilmelisin her fırtınada
Sığınacak limanın olduğunu
Yağmur damlası gibi gözlerinden süzülmeli
Güneş gibi doğmalı yüreğine
sevmeli  ruhunu

 Ve aşk
 Sen , ben, değil Biz olmalı...

"Her başarılı çocuğun arkasında fedakar bir anne vardır." MI?






İnternette bu görselle karşılaştım ve içimde derinden bir öfke dalgası yükseldi. Böyle şeyleri genelde paylaşmazdım. Çoğunlukla susan ve kendi içimde konuşan bir yapım vardı. Bugün havaalanında başıma ilginç bir olay geldi ve ben her zaman yaptığım gibi susup nazikçe gülümsemek yerine hissettiğim ve inandığım şeyleri sakince, tüm kalbimle söyledim. Bu deneyimin ardından bu gece bu görselle birlikte. "Her başarılı çocuğun arkasında fedakâr bir anne vardır. Her "başarılı" çocuğun arkasında "fedakâr" bir anne vardır. Başarılı-fedakâr. Çocuk-anne. Her çocuğun arkasında anne vardır. Her vardır. Anne fedakâr. Fedakâr anne. Başarılı çocuk. Başarılı anne. Fedakâr çocuk. Her fedakâr annenin arkasında başarılı bir çocuk vardır. Her bir anne fedakâr başarılı çocuk vardır arkasında. Yetmedi mi?" yazıp paylaştım.  Sanırım kaçak dövüşmüşüm ki yeterince anlaşılmamış. Ortak arkadaşlarımızın olduğu ancak birebir tanışmadığımız bir facebook arkadaşı bana "feda etmek" "fedakarlık" sizin için ne anlama geliyor? buna derin nefes alıp kalpten cevap verir misiniz? yazdı. Yazdığımı tekrar okuduğumda gerçekten de nefesimi tuttuğumu anladım. Mesaj alındı, ima etmek de yok.
Bu soru içimde farklı bir kapı açtı ve ben oradan içeri girdim. Bu kelimeler yan yana geldiğinde benim içimde neler açıyor bunu bulmaya çalıştım.
Feda etmek, bir şey için başka bir şeyi gözden çıkarmak anlamına geliyor benim için. Fedakarlık ise bir şeyin olması için bir seçim yapmak anlamında. Feda etmek ve fedakarlık kavramları ile ilgili bir derdimin olmadığını farkettim. Benim derdim çocuk anne fedakarlık ve başarı kavramlarının yan yana kullanılmasında.


Yazıyı okuyup görsele baktığımda önce şunu düşündüm "toplum tarafından başarısız diye etiketlenen bir çocuğun annesi olmak nasıl bir his?" kendimi o annenin yerine koydum, kendimi yetersiz  hissederdim, yeterince fedakarlık yapmadım mı diye düşünürdüm ve çok üzülürdüm. Sonra çocuğumu suçlardım, "ben senin için neleri feda ettim ama sen yine başarısızsın" diye ya da kendimi suçlar daha fazla fedakarlık yapmaya çalışarak kendimden olurdum. İlk hissettiğim şey buydu. Sonra anne olan arkadaşlarımı düşündüm. Gayretlerini. Çocukları başarılı olsun diye çalışıp çabalamalarını. Evleri dağınık olmasın, çocuğu iyi beslensin, iyi bir okula gitsin, okumayı öğrensin, iyi bir iş bulsun, iyi para kazansın kaygılarını. Kendilerini çocuklarına adamalarını. Annemi düşündüm, annemin yaşında başka anneleri. Çocuğuna "senin için neler yaptım sen nankör çıktın" diyenleri, demeyenleri. Çocuğu için işi bırakanları, çocuğu için sevmediği bir ortamda yaşayanları ve bunun için çocuğunu suçlayanları, suçlayamayanları. Sonra geçen gün otobüste karşılaştığım kadını düşündüm. Annem yaşlarındaydı. Önümüzde de küçük bir kız vardı annesiyle. Kız bana dedi ki "senin adın ne" sıla dedim. "onun adı ne" dedi kadını göstererek. "bilmiyorum" dedim. "annen değil mi o" dedi "değil" dedim "annen nerde" dedi. "kızımla evde" dedim. "sen kızını mı almaya gidiyorsun" dedi "hayır ben işe gidiyorum" dedim küçük kız çok şaşırdı. diğer durakta indiler. Yanımdaki kadın bana "kız senin çocuğunun yanında olmanı kabullenmedi." dedi. "şimdi sen çalışıyorsun, kızın büyüdüğünde senin için çalıştım demen bir işe yaramayacak. Onda derin yaralar açacaksın, seni affetmeyecek." dedi. Ben de nazikçe sustum gülümsedim "yapacak bir şey yok" gibi saçma bir şey söyledim. Öyle çok içimde kaldı ki. O kadınla uzun uzun konuşup ona anlatmak isterdim tüm bunları. Otobüste, beni tanımadan, kızımı bilmeden. Bilse ve tanısa bile ne hakla? İşte aklıma bunlar geldi bu yazıyı görünce. O kocaman toplumsal baskı. Bu fotoğrafta babanın olmayışı. Babalı olan fotoğraflarda da "güvenli liman" "evin direği" "gölgesi yeter" baskısı. Annelere ayrı, çocuklara ayrı, babalara ayrı baskı. Kadınlar, erkekler, çocuklar hakkında genel yargılar. Bugün havaalanında da yanımda oturan kişinin sorusu "kadın ve erkekler hakkında ne düşünüyorsunuz" idi. "insan olduklarını düşünüyorum" dedim. Belki o konuşmayı da yazarım. Ama bu gece bana bu yazıyı yazdıran Özgür beye teşekkür ediyorum, bu yazdıklarımı onunla da paylaştım ve o da bana kendisinin de bu baskıya maruz kaldığını söyledi. Anne ya da baba farketmiyor. Bir çocuğumuz olduğunda, bir çocuk gördüğümüzde, içimizdeki çocuğa bir proje gibi değil de bir insan gibi bakıp sadece mutlu ve neşeli olması için içimizden gelen fedakarlığı yapalım. Sorumluluklarımızın fedakarlıklara onların da kurban olmaya karışmadığı güzel günler dilerim.

Öğrenme Günlüğü

 İnsan neden bir şeyleri yaşadıklarını, hissettiklerini, düşündüklerini kaydetmek ister bilmiyorum.  Benim bu kaydetme mevzum ilkokul ödevi olarak günlük yazmamla başladı sanırım.
Sonra hep yazdım, günlüğüme yazdım, mektuplar yazdım, defterlere yazdım. Kendi kendime konuşmalarımı meşrulaştırmaktı galiba bu yazma mevzusu.
   Sanki konuşarak doğmuşum gibi düşünüyorum bazen. Etrafımdaki insanların da bir dinleme kapasitesi var sonuçta işte hep bundan galiba bu kaydetme meselesi.
 Ya da başka bir sebebi vardır belki  bilemiyorum.
 Hayatımın dışına çıkıp uzaktan hayatıma, hikayeye bakma durumu hoşuma gidiyor belki de.
 İşte şimdi de içimde güçlü bir his var. Tanımlayamadığım ama kaydetmek gerektiğini bildiğim, hissettiğim bir şey.
 Her şey aynı gibi gözüküyor ama değişerek dönüşerek  devam ediyor, edecek biliyorum.
 İnsanların öğrenmek için geldiği, öğrenip öğrenmediğinin sınandığı bir yerdeyim.
 Kendimi hiç hissetmedim kadar ''öğrenici'' gibi hissediyorum.
''Balance sheet '' hazırlamanın, yaratıcı bir röportaj yapabilmekten bir tık daha fazlası.  Fesleğenlerin sinekleri rahatsız ettiğini, yoğurdu düzgün almadığında sulandığını, kahve pişirmeyi, hasta bakmayı, dert dinlemeyi .. öğrenmek gibi kuralı kaidesi olmayan hayati şeyler düşecek sanırım bu günlüğe.
 Bu sebeple de  bu değişimin, dönüşümün ve kıymetli öğreniciliğin kaydını tutmaya  karar verdim.    Belki bir gün hikayenin kendisi döner dolaşır bambaşka bir kelam olur düşer karşınıza, karşımıza
 Kim bilir ?!
   

   

Yaralı ayna


Bile bile lades dedikleri bu olsa gerek...
İçimi acıta acıta öğreniyorum  bazı şeyleri, canımı yaka yaka...
Yüreğimi parçalaya parçalaya son pişmanlıklarım başkasına fayda sağlasa da hep kendime zararım...
 Hep kendimden bir parça eksiltiyorum hep bağışlıyorum zamana mutluluklarımı...
Sadece göz yaşı biriktiriyorum kumbaramda sadece kırgınlıklar. ..
 Geçmişi geri getiremediğim gibi başkalarının hatalarını kendi hatam gibi görüp yıpratıyorum kendimi...
Başkalarını sevdiğim kadar kendimi sevmiyorum, zaman ayırmıyorum kendime  ne istiyorum diye sormuyorum, hep başkalarının istediği gibi biri olmaya çalışıyorum, gülüşlerim bile sahte, sırf başkaları mutlu olsun diye...
 Ürküyorum sevilmemekten çok seversem çok sevilirim sanıyorum  sanırım en büyük yanlışı burada yapıyorum, biraz şefkat için  benliğimi hediye ediyorum iki kuruşluk insanlara...
Aslında biliyorum ben olmaktan çıkıyorum, her gelen  sadece onarılmayan iltihaplı yaralar bırakıyor ruhuma...
Ruhum sevilmek kelimesini sadece sözle biliyor   sevgiyi acı çekmek sanıyorum, sadece kendinden  vermek...
 Mücadele ediyorum boş yere  yel değirmenleriyle savaşıyorum...
Başkalarına verdiğim değeri  kendime vermiyorum, biliyorum ama ben bir türlü uslanmıyorum...


Montenegro


 Ah azizim ah, iyi ki gitmişim dediğim ülkelerden. 
 Fotoğraflara bak, oku, anlayacaksın ne demek istediğimi. 
  Daha önce güzel olduğuna dair rivâyetler duymuştum lakin fevkalâdenin fevkinde demek daha yerinde olur zannımca. 


  Bar, Budva ve Kotor şehirlerini gezdim. Bar tarihi bir şehir. Daha doğrusu eski Bar dedikleri dağın eteğinde, tarihi kalenin içinde. (Arkeolog olmalıymışım dediğim anlar vardır benim. İşte o anlardan) 


  Hemen yakınında bir Nakşi tekkesi var. Bugün hâlâ aktif. Cehri zikir yapıldığını söyledi görevli. Camdan baktığınızda post serili duruyor zaten. 
  (Gönlü güzel insanların atmosferi de güzel olur hemi).



 Türbe var ayrıca. Görevli çok temiz bakıyor. Ondan biraz bilgi aldık. Güzel Türkçe konuşuyor. Aslında böyle deniz kenarında ve turistik bir şehirde tarihi tekke ve türbenin olmasına, 45 bin nüfuslu şehirde 15 bin müslüman bulunmasına çok şaşırdım.


  Bar şehrine yakın zamanda Türk devleti büyük bir İslam merkezi yapmış. Selimiye Cami.
  Nasıl temiz, nasıl ferah anlatamam. İçinde konferans ve bilgisayar salonu, misafir odaları var. Ney sesi geliyor çayhanesinden.




 Budva ise kocaman otellerin ve palmiyelerin bol olduğu bir şehir.


 Kotor tam anlamıyla denizin, tarihin, turizmin birleştiği bir yer. Ben de Adriyatik okyanusuna karşı oturdum banka, aldım elime bazlamayı. Bir kıyafetime bakıyorlar, bir elimdekine. (Erzurum kızıyam eze gurban ne şaşirirsan).



 Okyanusun hemen karşısında, dağın yamacında tarihi bir şehir başlıyor. 
 Tam tepesine ulaşmak çok uzun sürdüğünden, zemini gezebildik. Birçok ev dükkan olmuş ama o dokuyu korumuşlar. Çok etkileyiciydi.




 Karadağ'dan çıkarken muazzam bir okyanus uğurluyor sizi. Pek çok tarihi kilise görüyorsunuz 13. 15 yüzyıllardan kalma. Çoğu dağ yamaçlarında olduğundan ve yeterince kilise gezdiğimizden çıkmadık. 



   Özetle Karadağ özellikle gelinmesi, birkaç gün kalınıp doya doya gezilmesi gereken bir ülke... 
Montenegro! Sevdim seni kız ❤

Yabancı değil




Eğilip usulca dudağımın kenarından  öptü...

 İrkildim uzandığım yerden kalktım , gözlerini bana doğru dikti ve derin derin baktı.

''Sana aşık oldum , seni artık hiç bırakmayacağım nereye gidersen git seninle geleceğim'' dedi.

 Ürktüm kısık sesle ismini sordum,
 önümde lortlar gibi eğilip  bir elini asilce yana doğru savurdu ,
gülümseyerek ''benden korkmana gerek yok,
yabancı değilim, zaten sana
 zamanla alışırsın artık hep yanındayım'' dedi.

 Kalbimin yerinden çıkacak gibi oldu
 elimi kalbimin üzerine bastırıp
ürkek gözlerle gözlerine baktım,
 gülümsedi , birden içim ısındı,
 nihayet beklediğim cevabı verdi...

Ben; Yalnızlığın... 


Sen daha iyilerine layıksın



sana sorum. İki cümleyle Sen daha iyilerine Layıksın Sana Bu Kötülüğü yapamam....ne derdin...


Siyah kuğu-
Kibarca tak sepeti koluna diyorlar:))

Mayıs Yağmuru-
Herkes kendi yoluna basit net oldu bitti ne çabuk düşün.... Yoğunlaş...

Siyah kuğu-
İstemiyor yada başında çok büyük bela var seni bulaştırmak istemiyor.

Mayıs Yağmuru-
İstemiyor değil başında bela yok Sen ciddisin o ise belki lay lay lom düşünüyor olamaz mı ????



Siyah kuğu-
Olabilir senin ciddiyetini anlamıştır yada çok istediğini taktik yapıyordur
umursamıyor bence istese peşinden koşar koşturmaz.


Mayıs Yağmuru-
Koştuğu zaman çok istiyor sıfatları ne kadar doğru 2 gün sonra istemeye bilir olamaz mı ?? Bu arada bilindik bir cümle



Siyah kuğu-
Şimdi şu önemli yeni bir ilişkimi bu yoksa yıllardır devam eden mi?

Mayıs Yağmuru-
2 kişi daha yeni çıkmaya başlamışlar Eski olamaz onda hopp derler bir de 2 haftalık taze fırından çıkmış ekmek gibi düşün sen ve her şey yolunda cicim ayları bak iyi düşün :)


Kaystros Tyrha-
Israrın faydası yok, döner arkamı giderdim.


Siyah kuğu-
İstemiyor kesin ve net bir şeyler ters gitti ve vazgeçti uğraşmaya gerek yok herkes kendi yoluna bence:)

Mayıs Yağmuru-
Neden diye sormazmısınız hiç kendinize ortada sebep yok gayet iyi giden bir flörtöz durum kötü bir şey yok yapmayın....


Siyah kuğu-
Ama bir şey ters gitmiş demek ki ısrar sadece onu uzaklaştırır en iyisi zamana bırakmak yada zamanla bırakmak...

Mayıs Yağmuru-
Kötü giden bir şey yok düzgün gidiyor pat diye hiç aklına takmazmısın :) Bir kuble bile takılmaz mı :) Sen ki en ufacık bir şeyi düşünen yapmaaa :)



Siyah kuğu-
Şimdi bir taraf istemiyor be kibarca sen iyilerine layıksın deyip kendini kötülüyorsa kibarca sıvışıyor aklıma başka bir şey gelmiyor:)

Mayıs Yağmuru-
:)))) Sıvışmak doğru kelime sonundaaa :))))





Siyah kuğu-
Karşı tarafada saygı duymak lazım istemiyor zorlayamayız.

Mayıs Yağmuru-
Aslında burda sevmek yada istenmemek değil biri sizin yerinize hareket edip sıvışmayıda içine ekleyip sizin üstünüzden siz düşünür gibi bunu size empoze etmesi ....



Siyah kuğu-
Yapacak bir şey yok olaylar bazen öyle gelişiyor:) demek ki baştan iyi diye başlıyor bir anda vazgeçiyor kılıfıda hazır işte vazgeçme sebebi karşı tarafta bir şeyi beğenmemiş olması

Mayıs Yağmuru-
Yarın sonuçlar çıkar :) Neler oluyor kim ne düşünüyor.


Siyah kuğu-
Hayatından sıvışan insana ancak güle güle denir bence yaptığı hoş mu değil ama bazen oluyor işte ( yarası olan bir kız):)





Siyah kuğu-
Bazen insan istemiyorum diyemiyor nedense direkt olarak söylese karşı tarafın incineceğini düşünüyor aslında böyle daha çok inciniyor ve olaylar karmaşık bir hal alıyor.
Mayıs Yağmuru-
Bence hoş değil Birinin senin yerine karar vermesi hoş değil zamana bırakırsın iyi mi kötü mü diye Aytül uyudun sanırım ...



Mayıs Yağmuru-
Aynen öyle beylik cümleler beylik laflar bazıların da avam kaçıyor Her şey güllük gülüstanlık değil ve insan kırılabiliyor



Siyah kuğu-
Bazen susmak gerek bu da benim bir sınavımdı deyip çekip gitmeyi bilmek gerek . kırılıyor hemde çok ama şu var bence kıran kırdığının farkında ama onunda yapacak bir şeyi yok belki












Kadın Soru sorarsa






Biz iki deli gördünüz dönün geri...

Bu gece kimler uyanık haydi bakalım 
 isteyen herkes katılabilir yorumlara düşünceleriniz yazıyorsunuz ben onları bu yazıya aktarıyorum yazı aşağı doğru indikçe ilginç bir hal alıyor .
 Bu gece ki soru  Mayıs yağmurundan geliyor ben başlıyorum:)



Bir kadın soru soruyorsa, ona gerçeği söylesen iyi olur.

 Çünkü ......... ......... ........ Boşlukları doldurunuz... - 

Siyah kuğu-
Çünkü kadın artık kadın değil o andan itibaren yalan makinesi olmuş gözleriyle sana elektrik verir...


Mayıs Yağmuru-
Çünkü Bir insanı bir kaç defa kandırsanda elbet o yalanın yüzeye çıkıcak...


Siyah kuğu-

Belki yanlış anlıyorsun aslında yalan söylemedi o hep öyleydi..

Mayıs Yağmuru-
Bazı insanlar sevdikleri için düzeltebileceklerini sanarlar Bu koskoca bir yalandır.. O insan düzelmez Kandırılmayı göze alırlar sonra ip kopunca olay patlıyor...



Siyah kuğu-

Bazen inanmak mı isteriz acaba bile bile aldanmaya razımı geliriz en sonun da olmayacağını anladığımız gün patlayıp ondan nefret mi ederiz


Mayıs Yağmuru-

İlk baştaki yanlış düzelte bilme ve değiştiririm deme Kimse değişmez Nefrette bir duygu dik katını çekerim yoğunlaş ....



Siyah kuğu-

Ama anlamıyor sa karşında ki seni değiştireceğini sanıyorsa , bir sayısını ikiye kessen o yine birdir teorik olarak.




  1. Mayıs Yağmuru-
    Anlamalı İnsanoğlu ana rahmine düştügünde bile seçilmişsin orada bile duyğun düşüncen var aslında tekme ile veya diğer faktörlerle tepkini gösterirken belirli bir yaşa gelmiş insanı nasıl eğer büker insan????



    Siyah kuğu-

    Burada ego çıkıyor işte ön plana bencillik benim dediğim olacak anlayışı var tekmeyle tokatla sözle taciz edip sindirecek korkutacak illa dediği olacak olmazsa öl sen umuru değil.

  2. Aytül Örcün-
    Çünkü, bilir de hala inandırılmak ister hatun kişi ;)

    Siyah kuğu-
    İkna edilmek ister karşısında ikna edecek bir yürek bulursa tabii:)
    Mayıs Yağmuru-
    Peki böyleyse karşındaki neden çekip gitmez kadın neden değişecegine inanır ??? Neden değiştiririm der sihirli değnek mi vardır Kadında bu arada Şiddet değildi ilk yazdığım. Orada bile duygu düşünce var demek istedim..


    Siyah kuğu-
    çünkü inanmak ister sevmek değil aslında sevilmek ister hani kadın bangır bangır bağırır ya seni seviyorum diye aslında bu cümleyi duymak istediğindendir...
    arada algı farkı oluyor:)
  3. Mayıs Yağmuru-
  4. Bir kayıktasın çekmek için iki küreğin var ama sen hep iki değilde tek çekersen ne olur ???? Kadın kişi bağırır ama bir tek kendinin bağırması birde iki kişinin bağırması hangisi????

  5. Siyah kuğu-
  6. Bir de anlasalar işte ah şu erkekler sadece almayı severler kalp almayı sevgi almayı, şefkat görmeyi :) birde naza çekerler kendilerini öyle daha karizma olduklarını sanarlar...
  7. Siyah kuğu-
  8. Çünkü kadın artık kadın değil o andan itibaren yalan makinesi olmuş gözleriyle sana elektrik verir...
  9. Mayıs Yağmuru-
  10. Çünkü Bir insanı bir kaç defa kandırsanda elbet o yalanın yüzeye çıkıcak...
  11. Siyah kuğu-
  12. Belki yanlış anlıyorsun aslında yalan söylemedi o hep öyleydi..

  13. Mayıs Yağmuru-
  14. Bazı insanlar sevdikleri için düzeltebileceklerini sanarlar Bu koskoca bir yalandır.. O insan düzelmez Kandırılmayı göze alırlar sonra ip kopunca olay patlıyor...

  15. Siyah kuğu-
  16. Bazen inanmak mı isteriz acaba bile bile aldanmaya razımı geliriz en sonun da olmayacağını anladığımız gün patlayıp ondan nefret mi ederiz

  17. Mayıs Yağmuru-
  18. İlk baştaki yanlış düzelte bilme ve değiştiririm deme Kimse değişmez Nefrette bir duygu dik katını çekerim yoğunlaş ....

  19. Siyah kuğu-
  20. Ama anlamıyor sa karşında ki seni değiştireceğini sanıyorsa , bir sayısını ikiye kessen o yine birdir teorik olarak

  21. Mayıs Yağmuru-
  22. Anlamalı İnsanoğlu ana rahmine düştügünde bile seçilmişsin orada bile duyğun düşüncen var aslında tekme ile veya diğer faktörlerle tepkini gösterirken belirli bir yaşa gelmiş insanı nasıl eğer büker insan????

  23. Siyah kuğu-
  24. Burada ego çıkıyor işte ön plana bencillik benim dediğim olacak anlayışı var tekmeyle tokatla sözle taciz edip sindirecek korkutacak illa dediği olacak olmazsa öl sen umuru değil

  25. Mayıs Yağmuru-
  26. Peki böyleyse karşındaki neden çekip gitmez kadın neden değişecegine inanır ??? Neden değiştiririm der sihirli değnek mi vardır Kadında bu arada Şiddet değildi ilk yazdığım. Orada bile duygu düşünce var demek istedim..

  27. Siyah kuğu-
  28. çünkü inanmak ister sevmek değil aslında sevilmek ister hani kadın bangır bangır bağırır ya seni seviyorum diye aslında bu cümleyi duymak istediğindendir...
  29. arada algı farkı oluyor:)

  30. Mayıs Yağmuru-
  31. Bir kayıktasın çekmek için iki küreğin var ama sen hep iki değilde tek çekersen ne olur ???? Kadın kişi bağırır ama bir tek kendinin bağırması birde iki kişinin bağırması hangisi????


  32. Siyah kuğu-
  33. Bir de anlasalar işte ah şu erkekler sadece almayı severler kalp almayı sevgi almayı, şefkat görmeyi :) birde naza çekerler kendilerini öyle daha karizma olduklarını sanarlar...

  34. Aytül Örcün-
  35. Çünkü, bilir de hala inandırılmak ister hatun kişi ;)

  36. Siyah kuğu-
  37. İkna edilmek ister karşısında ikna edecek bir yürek bulursa tabii:)

  38. Aytül Örcün-
  39. Tek kürekle yan yan gider kayık, döner durur.Sonunda yine kendini bulur.Yanlızlığın uzatma dakikalarıdır tek başına attığı çığlıklar.

  40. Siyah kuğu-
  41. bazen kürek olmadan da gider kayık ama işte öyle gider. anlamadığım bunca şeye rağmen kadın neden ısrar la devam eder.?
  42. Mayıs Yağmuru-
  43. Bizler yapıyoruz doğdukları andan itibaren hep bir pış pış durumları hep ben güçlüyüm ikimizin yerinede çekerim o kayıkta kalırım küreklere asılırım İkimizin yerine bağırırım Top sadece onlarda değil bizlerde kalemize topu atıyoruz...

  44. Aytül Örcün-
  45. Belki başarma hırsı, belki de hala karşısındakine olan inancı

  46. Siyah kuğu-
  47. Kaybetmeyi hazmedeme olabilir.
  48. Siyah kuğu-
  49. Mayıs o zaman o niye dursun ki kayıkta at gitsin her şeyi tek başına yaptıktan sonra ...
  50. Mayıs Yağmuru-
  51. Sığınacak Liman Hep böyledir yaa... Alışkanlık, gibi gibi uzar...

  52. Siyah kuğu-
  53. Neden hep karşı taraftan beklenir bu alış verişe çıkınca para vermeden bir şey alamazsın ama bir laf çıkartmışlar aşk karşılıksızdır bence bu kocaman bir yalannn.... aşk karşılıksız olursa aşk olmaz ki bir kişinin yaşadığı bir duygu olur bence.
  54. Mayıs Yağmuru-
  55. Çünkü bağımlı çünkü tüm yükü omuzlarına alıyor. Çünkü değişeceğine inanıyor her şey düzelicek ve o mutlu olucak herkes yalancı aslında o doğru yolda kandırılmak istiyor derine inersen sevgiye ihtiyacı var doğruları biliyor ama yinede gidiyor yok mu ??? Çok var çokkkk

  56. Siyah kuğu-
  57. hemde çok var sadece bir seni seviyorum sözü duyabilmek için mücadele etmekte kötü:(
  58. kaystros Tyrha-
  59. Çünkü o çoktan gerçeğin farkındadır.

  60. Siyah kuğu-
  61. Farkındadır ama bir şeyde yapmaz neden?
  62. Mayıs Yağmuru-
  63. Kötü olan sevgi değil bunu gösteremeyen Anne Baba arkadaş çevre aile bir çocuğa hele ki bir kız çocuguna ne kadar sevgi az verirsen elbet bir gün bunun arayışına çıkıcak Sevgiyi bilmeyen hep arayıştadır en ufak bir dal kurtarıcı gibi görür..

  64. Siyah kuğu-
  65. Anlatamaz sın ki ne oluyor bu defa yağmurdan kaçarken doluya tutuluyor işte.

  66. ÖRGÜÇANTAM-Hatice yazıcı-
  67. Doğru söylenmeli çünkü,bir yalanı bin doğruyla dahi silemez cüret eden aklı evvel:))

  68. Siyah kuğu-
  69. Doğruyu söylese kurtulacak zaten bu kadar çeneye maruz kalmayacaktı:)

  70. Mayıs Yağmuru-
  71. Kaçışlar arayışlar bunu sürüklüyor bazılarıda bile bile lades o kesimde ayrı ... Yukardaki soruma cevap istiyorum :)

  72. Mayıs Yağmuru-
  73. Bizler yapıyoruz doğdukları andan itibaren hep bir pış pış durumları hep ben güçlüyüm ikimizin yerinede çekerim o kayıkta kalırım küreklere asılırım İkimizin yerine bağırırım Top sadece onlarda değil bizlerde kalemize topu atıyoruz... Gerçi bu muydu o muydu bilemedim :) :) Ne diyorsun topu kendi kalemize atıyormuyuz???

  74. Siyah kuğu-
  75. Evet ne kadar çok değer verirsek o kadar değer göreceğiz sanıyoruz ay dur sen elleme ay dur ben daha çok seviyorum iyii sev diyor oda salıyor kendini.. aslında aşk karşılıksızıdr değil ne kadar köfte o kadar ekmek yoksa ne kadar ekmek o kadar köftemiydi bu söz:))

  76. Mayıs Yağmuru-
  77. Aşk konusunda daha net bir yorumda bulunamam Sevgi var olan onun sınırı sonsuz para istemez su istemez aş istemez ekmek istemez sınırsız sevgi sınırsız güven birde güven var dimi ???
  78. Siyah kuğu-
  79. bazen insan bildiklerini bile bilmez hale geliyor:) her şeyin sınırı olmalı tek sınırsız olan saygı olmalı..
  80. Aytül Örcün-
  81. Seni sevmeyeni sevebilecek kadar ermiş var mı ki?Sevilince sever, sevgi bitince vazgeçmez mi seven?

  82. Siyah kuğu-
  83. nasıl bitecek inatla vazgeçmiyorken hırs bürümüşken gözü illa seveceksin ulan diyenler var...
  84. Mayıs Yağmuru-
  85. İkiside aynı kapıya çıkarda Köftede ekmek te kararında olunca güzel İki kişiliktir sevgi gerçi aşk kalıyor mu ki oda muamma erkek kadından bir tık daha çabuk tüketiyor


  86. Siyah kuğu-
  87. Kişiye göre değişiyor bazı erkekler saygıyla başlatıyor kadın kişisi onun saygın hareketlerine zamanla hayranlıkla karışık sevgi besliyor kim mutlu olmaz ki böyle bir ilişkiden.
  88. Mayıs Yağmuru-
  89. İşte bu zamanla giden ilişki monoton hal alırsa giden gidiyor. Gitmek istiyor hastalıklı olan ilişkiyi kurtarmak isteyen de kalıyor. Saygı ile başlıyor dövüş kavga ile bitirenler ayrı Hep bir ekşin kim neyi istiyor belli değil Kadın daha takıntılı ??? İlla o saçı süpürge edicek Elektirik süpürgesi var çek al işte yo yo olamaz ülvi göreve mertebeye yükselmeli


  90. Siyah kuğu-
  91. Evet ya birde o var illa paralayacak kendini adam der hadi yemeye çıkalım kadın aa yok olmaz masraf olmasın yaparım ben git kızım ye dışarda adam düşünmüyor sen ne dert ediyorsun... belki içinde hevesi merağı var 
  92. Sen gitmezsen o hevesi varsa bulur gitmeye kişi sonra sende eblek eblek bakarsın...
  93. Katılan  arkadaşlarıma çok teşekkürler başka bir   soru cevapta buluşmak üzere hoşça kalın, sevgiyle kalın efenim:)

Chain-ring genetics

If you're a bike rider, as I am, you know that there is a huge market out there trying to lure you into a really, really fancy bike.  Bike prices can easily get well into 4 digits, amazingly, and apparently there are enthusiasts who are willing to pay for them--maybe the thrill of the purchase is itself enough!
In a way, fancy bikes serve as an analogy for broader aspects of our society, as I'll try to illustrate.

I live in a pretty hilly area, and even though I just to bike-path or street-and-sidewalk riding, it's a pretty dramatic range of effort one needs in order to navigate the changing ups and downs.  And my bike, shown in this amateur photo, is a Trek Navigator hybrid, with a 3 x 7 gear cog setup: 3 chain rings in the front, and a 7-cog rear gear set.  That's 21 different gears, and I was happy to buy a bike with such a wide range of pedaling-efficiency options.



The next figure shows the gear ratio range schematically.  For each front chainring (Low, Middle, High), the corresponding line shows the relative gear ratio across the 7 rear cogs:So, in the extreme, if you go up a steep hill you want a front-1/rear-1 choice (the easiest combination, with more pedal rotations per rear wheel rotation, making each rotation easier even if you go slower), and downhill you'd want 3-7 for the opposite effects.
High, Mid, Low gear ratio range  for the 3-front, 7-rear cogs (schematic)

This plethora of gears was an attractive selling point when I bought this bike, which is a good one, but now that it's a few years old, I decided to shop around to see what's on offer these days.  I notice some  3 x 8, 3 x 9, and 2 x 9 front/back cog numbers.  The more expensive bikes tend to have more gears, though one had only 2 chainrings in front--and I wondered about that.  If the rear cogs had the right ratios, there is less weight in the front only having two chainrings, and the shifting will be easier and the shifting mechanism may act more quickly.  But the overall range was less, meaning it might not suit all riders as easily. In any case, there's a lot of techie glitter and salesmanship going on to get you to pony up the $K's for the fancier bikes.  They weigh a few pounds less, too, and so on, as the price goes up.

The bike-tech web sites basically warn you to avoid cross-chaining, which is to set the front chainring to a side of the cluster opposite to the cog set in the rear.  Instead, common advice says, shift to front-rear combinations for which the connecting chain is as close to parallel with the frame as possible.
But if you read a bit more carefully, you can see that some of the cross-chaining evidence, for modern bikes, is not very well established: you may not damage the chain, cog teeth, or be detectably less efficient, after all.  And some of the combinations--where the ranges in the above figure overlap--would never really be used.

So I wondered why one would not just stick with the middle front chainring all the time.  If you do that, the full range of rear cogs can be used without cross-chaining issues.  You don't get all of the bike's range, but you do get most of it.  What would the same ride feel like using only the middle chainring?

I've now tried that by taking my ride today without using the high or low chainring (stupidly, I never had tried that before!).  In going up the very steepest hill, I knew I could find it a tad easier to use the easiest front-rear combination.  Going downhill, I could muster up a bit more speed with the opposite extreme front-rear combination. But basically, the ride was the same.  It was also a bit simpler and involved a lot less coordinated shifting.

I decided I don't need a fancy new bike, after all!

So what does this have to do with genetics?
I was led to write this brief reflection when I thought about how many not really avid bikers have been led by cycle makers to get the most extensive, fanciest gearing (among other options), forking over very much more money, for very little gain, in the process.  Yes, performance is a bit better, but it doesn't really match up to the hype, especially not at the cost, unless you are a bike-racer or off-road biker, or have a yen for the latest-and-greatest and lots of 1%er money to invest in ego toys. The marginal gain per unit cost is minimal.

We're getting a lot of similar marketing for gearing up, so to speak, in our biomedical research and its application.  We're being told how marvelous having lots of chainrings and large rear cog-sets will yield miraculously better health than our old-fashioned ways have done so far.  It's called by flashy impressive or intimidating names like 'next-gen sequencing' or 'Big Data' or 'exome profiling', or 'precision genomic medicine', and that's the analog of Big Gearing (though a lot more costly).  Big Data is for the research community as carbon-fiber frames are for the bicycle industry.  Scientist and general public alike are suckers for slogans promising unbelievably more in the health-research industry from gearing up, much as we are for slogans promising unbelievably better biking.

The promotions are always shifting, so to speak, as the science rolls on.

But genetics can be important to our very lives!
The line we are fed by NIH and the research establishment always stresses the vital importance of our Big Data investment.  That is, after all, what 'precision genomic medicine' and wars on cancer and so on suggest they are promising.  It is true that under some circumstances, for some people, large-scale genomic database research may soon, or eventually, lead to more effective treatments of disease. There are already some examples, though how many really required massive genomewide association studies and the like is open to discussion.

As we've noted here many times, there are tons of more clearly genetic, or otherwise-caused, disorders for which the same monetary investment might yield much greater benefit. Most advances still, generally, seem to come from focused research on known, substantial causes.  Lifestyle changes, if our epidemiological data are worth their own huge cost, could much more massively reduce or defer common adult-onset diseases.  And there are a large number of clearly genetic diseases, pediatric and otherwise, for which the actual gene or genes are known.  They often strike at birth or in childhood, and are life-long debilitating,or life-shortening conditions.  They have, in my view, a much stronger and more legitimate claim on research resources.

Nobody wants a disease, genetic or otherwise, not even if it only strikes late in life.  But we should use the gears we have to get up those hills, rather than constantly being promised miracles if we only add another chainring, and then another, and then.....



Rare Disease Day and the promises of personalized medicine

O ur daughter Ellen wrote the post that I republish below 3 years ago, and we've reposted it in commemoration of Rare Disease Day, Febru...