Can Oğlanın Hikayesi Masalı

 Can Oğlanın Hikayesi Masalı

Köyün birinde Canoğlan adında çok akıllı bir çocuk yaşarmış. Şu koskoca dünyada Canoğlan’ın annesinden başka kimsesi yokmuş. Çok fakir olduklarından Canoğlan, çobanlık yapar, üç beş kuruş kazanırmış. Annesi de bahçede sebze yetiştirerek ancak karınlarını doyururlarmış.
O yıl Canoğlan okula başlamış. Bütün derslerde çok başarılıymış. Sene sonunda şehirde bir sınav yapılmış. Öğretmeni Canoğlanı da götürmüş sınava. Yüzlerce çocuğun katıldığı sınavda Canoğlan birinci olmuş. Canoğlan öğretmeni ile şehre gitmiş. Köydeki arkadaşları ise Canoğlan’ın aldığı ödülü görmek için merakla onu bekliyorlarmış. Canoğlan köye elinde küçük bir çantayla dönmüş. Aldığı ödül çantanın içindeymiş. Fakat Canoğlan annesi dışında kimseye aldığı ödülü göstermemiş.
Canoğlan çantayı hiç yanından ayırmadığı gibi içinde ne olduğunu da kimselere söylemiyormuş. Herkesi almış bir merak. Eğer insanlar meraktan çatlasalarmış bu köydeki çocuklar da kesinlikle çatlarmış. Köyde ne zaman birkaç çocuk bir araya gelse, Canoğlan’ın çantasıyla ilgili konuşurlarmış.
Bir gün üç çocuk bir araya gelmiş. Birisi:
-Bence o çantada altın var, demiş.
Diğeri:
-Bence para vardır, demiş.
Başka bir çocuk:
-Bence hazine var hazine, demiş.
İlk konuşan çocuk:
-Çok değerli olduğu kesin, baksanıza yanından hiç ayırmıyor, demiş.
Çocuklar arasında köyde bunun gibi konuşmalar sürüp gidiyormuş.
Çocuklar bir gün Canoğlan’a tuzak kurmuşlar. Hep birlikte oyun oynarken iki çocuk onu tutmuş. Başka bir çocuk da çantasını elinden çekip almış. Canoğlan çantasını almak istemiş ama çocukların elinden kurtulamamış. Çocuklar çantayı açmışlar içinde ne varsa yere dökmüşler. Merak içinde çantadan dökülenlere bakıyorlarmış. Çantadan bir diş fırçası, bir sabun, bir tırnak makası ve bir tane de havlu düşmüş. Çocuklar şaşırmışlar. Çantanın içinde başka bir şey kalmış mı diye iyice bakmışlar; ama başka bir şey bulamamışlar. Şaşırıp kalmışlar. Çocuklardan biri,
-Ödülü nereye sakladın, altınlar nerede? diye sormuş.
Canoğlan onu tutan çocuğun elinden kurtulmuş. Yere dökülenleri çabucak toplayıp çantaya doldurmuş.
-Bu yaptığınız çok ayıp, utanmalısınız, diye bağırmış.
Çantayı kapan çocuk,
-Ödül nerede ödül? Sen onu söyle, demiş.
Canoğlan:
-Ödül bunlar işte, başka bir şey yok ki, demiş.
Çocuğun biri:
-Böyle ödül mü olur! Değerli bir şey vermediler mi? diye sormuş.
Canoğlan bu soruya şaşırmış.
-Bunlar zaten çok değerli, başka ne vermeleri gerekiyordu ki? diye sormuş.
Başka bir çocuk:
-Para olabilir, altın olabilir, böyle hediye mi olurmuş? demiş.
Çantayı kapan çocuk:
-Madem kıymetli bir şey yoktu da neden sakladın, hiç kimseye içindekileri göstermedin? diye sormuş.
Canoğlan şaşırmış.
-Neden kıymetsiz olsun, bunlar benim için çok kıymetli, demiş.
Sonra diş fırçasını eline alarak onlara anlatmaya başlamış.
-Baksanıza ne kadar süslü. Üzerinde resimler var. Sizin diş fırçanız olduğu için diş fırçası size değersiz gelebilir. Biliyorsunuz ben fakir bir çocuğum. Benim hiç diş fırçam olmadı. Hep inci gibi tertemiz dişlerim olsun istedim ama hiçbir zaman dişlerimi pırıp pırıl temizleyemedim. Annemin dişlerinin çoğu yok, çürüdükleri için dökülmüşler. Ben de dişlerim öyle olacak diye üzülüyordum. O yüzden diş fırçası hediye edilmesine çok sevindim.
Çocuklardan biri:
-Benim fırçam var ama hiç dişlerimi fırçalamıyorum, demiş.
Canoğlan:
-Bir kaç yıl sonra dişlerin çürür, ağrımaya başlar sonra da tek tek dökülür, demiş. Ben her gün dişlerimi günde iki kez mutlaka fırçalıyorum. Hem de tertemiz olana kadar.
Canoğlan daha sonra sabunu eline alarak anlatmaya devam etmiş.
-Ben bu sabun için de çok sevindim. Siz de bilirsiniz, sağlığımızın en büyük düşmanı kirli ellerdir. Mikroplar ağzımıza kirli ellerimizle girer. Her yemekten önce ve sonra ellerimi mutlaka sabunluyorum.
Canoğlan daha sonra tırnak makasını almış eline.
-Tırnaklarımızın içine bir sürü mikrop doluyor. Tırnaklarım uzar uzamaz kesiyorum, demiş.
Sonra havluyu göstermiş.
-Artık kendime ait bir havlum var. Yıkayınca ellerimi onunla kuruluyorum.
Çocuklar dikkatle dinliyorlarmış Canoğlan’ı.
Çocuğun biri:
-Neden sakladın kimseye göstermedin, diye sormuş.
Canoğlan:
-Çünkü bunların herkesin kendine ait olması gerekir, demiş. Bir diş fırçasını iki kişi kullanamaz ki. Süslü ya... Biri gizlice alır kullanır diye korktum. Sabunumu dereye götürüp çamaşır yıkayıp eritmesinler diye sakladım. Biliyorsunuz köyde bunlar her zaman bulunmuyor.
Çocuklardan biri demiş ki,
-Ben diş fırçası yerine altınım olsun isterdim.
Canoğlan arkadaşının sözlerine katılmamış.
-Bir çuval altınım olsa, her gün kırk çeşit yemek yesem ne olacak? demiş. Çiğneyip tadını alamadıktan, eveleyip geveleyip yuttuktan sonra. Yemeği ne yapayım; altını, gümüşü ne yapayım. Ben bir dişimi bir çuval altına değişmem. Onun için diş fırçam benim için hazineden daha kıymetli. Sabun, diş fırçası, tırnak makası ve havlu da sağlığım için gerekli. Bunlar benim hazinelerim.
Çocuklar bu sözler üzerine düşünüp taşınmışlar, Canoğlan’a hak vermişler. Hepsi dişlerini fırçalamak için evlerine koşmuş. Tabi önce eve girer girmez ellerini sabunlamış sonra dişlerini fırçalamışlar. Canoğlan da hazinelerini alıp evine gitmiş. Darısı hazinesi olmayanların başına...

Etiketler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Rare Disease Day and the promises of personalized medicine

O ur daughter Ellen wrote the post that I republish below 3 years ago, and we've reposted it in commemoration of Rare Disease Day, Febru...