Kitap: Puslu Kıtalar Atlası


 Öncelikle sabah okuyup da ara verdiğimizin akşamında önceki bölümü unutacağımız, kim neydi, neler vuku bulmuş idi diyerekten geri dönüp bakmak zorunda kalacağımız bir kitapla karşı karşıyayız. 



  İhsan Oktay Anar'ın henüz iki kitabını okumuş olsam da çok sevdim bu sıradışı tarzını. (Diğer kitabı Efrasiyab'ın Hikayeleri idi. O daha bir absürd). 

 Edebiyatta farklı üsluplara açığım ve oldukça da keyif alıyorum. 
 Geçenlerde Murat Menteş'in Dublörün Dilemması'nı okumuştum. (Onun da ilginç bir anlatımı var ama ben övüldüğü kadar beğenmedim).
   Gerçi  kitapta bir söz çok hoşuma gitmişti, paylaşayım. 

⭐ İnananlar için her çağda bir Nuh'un gemisi vardır.

⭐⭐⭐

  Gelelim asıl konuya. Yazarın ilk kitabı Puslu Kıtalar Atlası. Arka kapak yazısından da anlaşılacağı gibi, Bünyamin'in yaşadığı her şey, hatta bu dünya bile bir düştür ve bu düşün maceraları önceden Puslu Kıtalar Atlası'nda yazılmıştır. 

  Dünyayı rüyalarla keşfetmeye çalışan Uzun İhsan Efendi'nin kendi yazdığı Dünya Atlası'nı oğlu Bünyamin'e emanet ederek atıldığı maceralarda yolunu kaybedecek olursa bu düş atlasından yardım almasını söylemesiyle karmaşık olaylar zinciri başlıyor. 



    Olaylar Konstantiniyye'nin sokaklarında, mahzenlerinde, kalelerinde, geçiyor. 
 Bünyamin'in, Uzun İhsan Efendi'nin, Hınzıryedi'nin, Ebrehe'nin arkasından siz de nefes nefese koşturuyor ve esrarlı olayları çözmeye çalışıyorsunuz. 
  Bu arada pek çok da yeni kelime öğreniyorsunuz. Zosimos, zincifre, sülyen, mürdesenk, tizap, zaç yağı, kolomborne, zolota, flok, mapamundi... 
 Yazarın terimlere ve eski dile hakimiyetine, halk ağzını yansıtmasına hayran kaldım. Ama baştan söyledim biraz absürd bir kitap bu. 

Misal:

   Hınzıryedi adlı dilencinin dilinden dua ve beddua: 
  ... Hayır sahipleri ona fels, mangır, akçe ve altınlarını vermek için adeta yarışırken, o da, "Ayağına Kâbe sevabı yazılsın, Allah yavuz dilden kem nazardan saklasın, Hakk Teâlâ yavuz, yüzsüz, utanmaz avrat kazasından saklasın, yolun Hicaz olsun, el kazana sen yiyesin, mutluluk yağmuru altında kaftansız kalasın, Allah seni karı şerrinden azat eylesin, üç otuz on yaşın dolsun." diye dualarını sıralıyordu.

 ... Kendisine yapılan bu şaka onun ekmeğiyle oynamaktı. O kadar kızdı, o kadar kızdı ki, korkuyla bakan Konstantiniyye dilencilerine, "Ömrünüz âh edip vâh işitmekle geçsin, burnunuzun sümüğüne bereket olsun, mekanınızda baykuşlar banlasın, gömleğiniz alev olsun, her paçanız bir kurdun ağzında kalsın, Allah size uyuz versin de kaşınacak tırnak vermesin..." diye ezberindeki duaları okumaya başladı. 

 Kitapta olaylar iç içe ve gizemli olduğundan dikkatli okumak gerekiyor. (Ciddi bir beyin jimnastiği). Dolayısıyla olaylar arasındaki bağlantıyı çözdükçe hayret ve hayranlığınız da artıyor. 

⭐⭐⭐

Eğer derseniz ki,
pek kıymetli blog sahibi hanımefendi, kitabı bir cümle ile özetleseniz de merakımız daha da celb olunsa, esere dair bir iki husus fehmeylesek... 
Derim ki: Bu kitap, düşünüyorum o halde varım anlayışının tersine, her şey ben düşündüğüm için var anlayışına bir yolculuk.

Hadi durma azizim, 
biraz kafamız karışsın..!

⭐⭐⭐

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Rare Disease Day and the promises of personalized medicine

O ur daughter Ellen wrote the post that I republish below 3 years ago, and we've reposted it in commemoration of Rare Disease Day, Febru...