CÂNIM KADINLAR

 

    Küçükken çocukluğumun yazları olduğunu bilmediğim, tüm hayatımın yazları sandığım yazlar (Çanakkale) Biga'da geçerdi. Anneannem başta olmak üzere ,bütün tanışlar, akrabalarımız okulların kapandığı o cumadan sonraki birkaç gün içinde orada olmamızı beklerdi. Ve yaz tatilinin ilk birkaç günü başta mahallenin bakkalı olmak üzere çevredekilere ne zaman geldiğimizi anlatmakla geçerdi.  Bir hafta içinde gelişimizin haber değeri ortadan kalkmış olur , bir yaz önce bıraktığımız kasaba gündemine karışırdık. Annem anneannemin evini dip bucak temizlemiş olur, gidilecek düğünler sıraya konurdu. Birkaç hafta içinde annemin bir sürü teyze kızı, hala kızı, amca kızı akşam oturması olup düşerdi bİzim kapının önüne. Çok kadınlıydı yani benim yazlar. Bu bir sürü kadın farklı kombinasyonlarda farklı evlerde toplanır yemekler yerdi. Etrafta bir sürü çocuk , bol kahkaha ve aslında incir çekirdeğini doldurmayan sebeplerden meydana gelen dargınlıkların barışmaların muhabbeti olurdu. 
  Bir de incir zamanı gidilen köylerde çocukların eline sürülüp verilen salçalı ekmekler. O köy bahçelerinde bir elde salatalık bir elde ekmek dolanan "kızancıklar" . Demlik demlik çay içen anneler, ablalar , teyzeler , ananeler ... 

       

   Bugün o yazların üzerinden neredeyse on sene geçmişken, anneannemin zihnindeki hatıralar gibi zaman da o yıllardan hızla uzaklaşmaya başlamışken yolum yine bir sürü kadının annenin, ablanın , teyzenin , anneannenin olduğu bir bahçeye düştü. Çocukluğumun kulağımdaki tınısına benzer bir tınıda konuşan kadınlar, el birliğiyle kurulan sofralar, öyle gereksiz şatafatla değil hayata rağmen hatta hayata inat mutlu olmaya el çırpan bir sürü kadın... Hayatın ağırlığı karşısında ezilmişliği karşısında bitimsiz bir hüzne ve ağır başlılığa hapsolmuş orta anadolulu kadınlara inat, kemoterapi gününü unutacak kadar hayata karışmaya niyet etmiş Trakyalı kadın bütün yeşiliyle eşlik etti kardeşinin çaldığı darbukanın ritmine. İki demlik çaya karıştı kadınların kahkahaları... Annem ve ben dahil olmak üzere hepimizin kafasında bir sürü soru(n) varken hepimiz el çırptık unutmaya. Ve tüm bunlar olurken  benim zihnimde varlığından bile habersiz olduğum o odada çocukluğumun en güzel anları canlandı. Karşımda yüzünü ilk defa gördüğüm ama ruhlarını çok iyi bildiğim kadınlar, tenimde tanıdığım rüzgar ...

     Yazmalıyım dedim başta kendim sonra bütün kadınlar için yazmalıyım. Buralarda, aynı gök altında canının, cananının kemoterapi gününü unutarak şarkılar türküler söyleyen , torunlarını uyutan ve erişte yapmaya hazırlanan kadınlar var. Ortak kadınlık kederine diklenen kadınlar var. 

Cânım kadınlar .... 







Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Rare Disease Day and the promises of personalized medicine

O ur daughter Ellen wrote the post that I republish below 3 years ago, and we've reposted it in commemoration of Rare Disease Day, Febru...