YAŞA-YABİLMEK

Zaman geçiyor yağmurlar yağıyor , günler geceye bağlanıyor. İnsanlar koşuyorlar yollarda kaçırdılarının ardında ya da yakalayabilecekleri bir şey olduğunu umut ederek.
 Ama yeni günlere ölümle uyanıyoruz her defasında- oldukça sıklıkla- bir ülke olarak.  Bir orman gibi kardeşce nefes alabileceğimizi umut ettiğimiz bir sabah ölüm yayılıyor radyodan evlere şehirlere koca bir ülkeye.
  Utanır oluyoruz umut etmeye, güzeli düşünmeye, çözüleceğine inanmaya...
   Ah ne çok ölüyoruz.
  Kelimelerimiz merhem olsun, umut olsun istedikçe hep aynı acının etrafında  birleşiyor. Bu ölüm son olsun diye bitiyor acının dildeki hali.
   Son olsun artık ...
   Masallar anlatabilelim çocuklarımıza, şarkılar söyleyebilelim, birbirimiz için ağlayabilelim, kardeşimizin elini tutmayı yeniden hatırlayalım, kazanabilelim, paylaşabilelim ama en çok da YAŞAYABİLELİM ...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Rare Disease Day and the promises of personalized medicine

O ur daughter Ellen wrote the post that I republish below 3 years ago, and we've reposted it in commemoration of Rare Disease Day, Febru...