TEMBEL KADIN İLE KURNAZ DİLENCİ



Evvel zaman içinde fakir ve iyi kalpli bir oduncu ile, onun akılsız, aksi bir karısı varmış. Bu kadın o kadar huysuzmuş ki, karşılarında bulunan büyük konağın zengin hanımı gibi olmadığından, daima oduncu ile kavga eder ve :

- Zengin olaydın ben de iş görmez, akşama kadar yatar uyurdum, der ve sonra da hıçkıra hıçkıra ağlarmış.

Zavallı oduncu bu kavgadan bıkarak, bir gün pazardan besili bir tavuk alıp karısına getirmiş. Kadın buna çok sevinmiş ama karşılarındaki hanım gibi olmak istediğinden :

- Zengin hanım yemek pişirmediği için ben de pişirmem, demiş.

Zavallı oduncu ne yapsın kendisi pişirmeye razı olmuş. Tavuğu yolmuş, temizlemiş, ocağı yakmış, tencereyi koymuş ve işine gitmiş.

Bir iki saat sonra kapıya bir dilenci gelmiş. Kadın, '' Hanım oldum. '' diye aşağı inip kapıyı açmamış. Yukardan kapının anahtarını atmış. Ekmeğin yerini de tarif etmiş. Dilenci kapıyı açmış, ekmeğin hepsini almış. Ocakta tencereyi görünce, hemen içindeki tavuğu almış, torbasına sokmuş. Ayağındaki çarıkları da alay olsun diye tencerenin içine koyup, dışarı çıkmış. Kadın pencereden bakıyormuş. Ondan oynayıp, şarkı söylemesini istemiş. Dilenci de şu şarkıyı söylemiş :

'' Sizin tavuk benim torba içinde

Benim çarık sizin kazan içinde

Sen dayağı yersin yorgan içinde

Ben tavuğu yerim orman içinde ''

Bu şarkı kadının hoşuna gitmiş, birkaç kere daha söyleterek, kendisi de ezberlemiş.

Akşam olunca oduncu gelmiş. Kadın o gün olanları kocasına anlatarak şarkıyı da söyleyince, oducu çok sinirlenmiş. Kadını, bir daha böyle huysuzluklar yapmayacağına tövbe ettirene kadar iyice dövmüş.

Dilenci de ormana giderek, büyük bir sevinç içinde tavuğu afiyetle yemiş

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Rare Disease Day and the promises of personalized medicine

O ur daughter Ellen wrote the post that I republish below 3 years ago, and we've reposted it in commemoration of Rare Disease Day, Febru...